15 Eylül-4 Kasım 2007 tarihleri arasında Hou Hanru küratörlüğünde düzenlenecek olan 10. Uluslararası İstanbul Bienali öncesinde gerçekleşecek etkinlikler çerçevesinde, 24 Haziran Cumartesi günü Allora & Calzadilla ikilisinden Jennifer Allora ortak yapıtları hakkında konuşacak. Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nde İngilizce olarak gerçekleşecek konuşma, saat 18.00'de başlayacak.
1974 Philadelphia doğumlu Jennifer Allora ile 1971 Havana doğumlu Guillermo Calzadilla, 1995 yılından bu yana birlikte çalışıyorlar. Yılın yarısını Porto Rico’da geçiren Allora & Calzadilla’nın yapıtları, yerleştirme, video, dijital fotoğraf, heykelin yanı sıra aktivist gruplarla ortaklaşa oluşturdukları işleri içerir. Çalışmalarında küresel politika ve kişisel kimliğin karmaşık kesişim noktalarını yansıtan yollar oluşturmayı amaçlayan Allora & Calzadilla’nın yapıtları, çoğunlukla izleyicinin katılımını ve ifadesini esas alır.
Allora & Calzadilla 1998’de Sao Paulo Bienali’ne, 2000’de Havana Bienali’ne, 2004’te Dakar Bienali’ne ve 2005 yılında Venedik Bienali’ne katıldı.
Jennifer Allora
24 Haziran 2006, 18.00
Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi (İstiklal Caddesi 276,
Beyoğlu)
Tel: (212) 293 23 61
Faks: (212) 293 30 71
Tam metni görmek ve kürtar hakkında bilgi almak için tıklayınız : ÇAĞDAŞ SANAT
Şarap kadar eski bir başka içki var mıdır, bilmiyorum. Şarabın tarihi Eski Ahit’in yazıldığı dönemlere kadar gider. Neşideler Neşidesi’nin o âşıkane dizelerinden birinde, “Senin aşkınla şarap bile boy ölçüşemez...” diye buyurulmuştur. Tekvin Kitabı’nda, Nuh’un şarap içip sarhoş olduğundan söz edilir. Eski Yunan’da yazılmış birçok metinden, şarabın suyla karıştırılarak içildiğini öğreniriz. Su katılmadan içilen şarabın taşkınlıklara yol açacağı söylenir. Homeros’un İlyada’sında, şarabı, içmeden önce kardıklarını okuruz. Denizin rengini “şarap koyusu” diye betimler Homeros: “Fırtına şarap rengi denizi birbirine kattığında, / dümenci aklıyla yön verir gemisine...” Priamos’un sarayında, yemek vakti hizmetçiler küçük masalar getirip konukların önüne koyarlar; kızartılıp doğranmış etler tahta ya da madenden tabaklarda getirilmeden, masa üstüne sepetle ekmek ve şarapla dolu bir tas konur. Eski Yunan kentlerinde şarap tahta fıçılarda, keçi derisinden yapılmış tulumlarda ya da toprak amforalarda saklanır, hava almasını önlemek için ağzı yağlı bezlerle kapatılır.
Eski Yunan’da, şarabın, su katılmadan içildiğinde taşkınlıklara yol açacağı söylenmiştir ama, eski komedyanın en büyük yazarlarından Aristophanes, “Çabuk, bir tas şarap getirin bana,” demiştir, “aklımı ıslatayım da, akıllıca bir şey söyleyeyim...” Demek, şarap aşk gibidir; adamın aklını başından da alır, aklını başına da getirir. Dönemin ozanlarından Anakharsis, bir şarap uzmanı gibi konuşur: “Asmada üç çeşit üzüm yetişir: Biri zevk verir, biri sarhoş eder, biri de nefret doğurur...” Hangi üzümün şarabını içtiğini bilmiyoruz, ama çok sonraları Shakespeare, “Ey, şarabın görünmez ruhu! Adın sanın / yok madem, bundan böyle İblis olsun adın!” dizelerini düşecektir.
“Tanrı, insanoğluna, şaraptan daha yetkin, şaraptan daha değerli bir şey bağışlamamıştır,” diyen Platon’dan yüzyıllar, yüzyıllar sonra, Fransa kralı XIII. Louis’nin başbakanı Richelieu, “Tanrı içmeyi yasaklayacak olsaydı, şarabı bu kadar güzel yapar mıydı?” diye soracaktır. Evet, kimileri şarabı tanrısal sayar; ama Victor Hugo’ya bakarsanız, insanoğlunun tanrısal bir yaratısıdır şarap: “Tanrı yalnızca suyu yarattı, ama insan şarabı yarattı...”
Romalıların da, iklimin uygun olduğu her yerde üzüm yetiştirdiklerini biliyoruz. Belki de, gerçeği bulmak için! Bilgin Plinius, boşuna mı demiş: “Gerçek şaraptadır...” Bu sözde bir gerçek payı olsa gerek ki, çok sonraki bir çağda, bambaşka bir coğrafyada Ömer Hayyam, Plinius’un bu yalın deyişini dizelere dökmüş: “Sabah doldu göklere mavi mavi; / Doldur, ışık döker gibi, kâseyi! / Acı olmasına acıdır şarap: / Ama gerçek acıdır demezler mi?” Define Adası’nın yazarı Robert Louis Stevenson, Ömer Hayyam okumuş muydu, bilmiyorum, ama o şarabı şiirin kendisi olarak görür: “Şarap, şişedeki şiirdir...”
Şarap, Babil’in Asma Bahçeleri’nden Nuh’un Bağı’na, Dionysos ayinlerinden bağbozumu şenliklerine, destansı öykülerden Hıristiyan mitologyasına, binlerce yıldır insanoğlunun gerçek ve düşsel yaşamının eşlikçisi. Yalnız sözlü ya da yazılı söylemde de değil; Pompei evlerinin duvar resimlerinde, katedral vitraylarında, kilise mozaiklerinde, eski ustaların tablolarında, duvar halılarındaki betimlerde, Doğu’nun minyatürlerinde hep yansımasını bulmuş. Yazarlar, ozanlar, ressamlar, düşünürler, şaraptan söz ederken insanı tarif etmeye çalışmışlar biraz da.
Şarap, insanlık tarihinde olduğu gibi günümüzde de başlı başına bir kültür alanı, kültürün her iki anlamında da. Yalnızca bir yeme içme tarzı değil, yanı sıra bir yaşama biçimini de getiren uçsuz bucaksız bir dünya. Hemingway’in bir sözü bana çok yakın geliyor: “Avrupa’da şarap bizim için yemek kadar sağlıklı ve olağan bir şeydi; bize mutluluk, zevk ve keyif verirdi. Şarap içmek, bir züppelik ve seçkinlik belirtisi olmadığı gibi, bir tapınma da değildi; yemek yemek kadar doğal bir şeydi...”
“Şarap ve Sanat”a ayırdığımız bu sayıda, şarabın ve insanın çeşitli hallerini bulacaksınız. Herkes kendi damağına göre bir tat alacaktır. Fransızların dediği gibi, “Krallara Bourgogne, düşeslere Champagne, beylere Claret...”
CELÂL ÜSTERDetaylı bilgi için resmi tıklayınız...
0 YORUM
Friday, May 12, 2006- EDİTÃR Korsan Sözlük.
Cey Sanat
Aylık Plastik Sanatlar Dergisi
SAYI - 3
Istanbul Sanat Müzesi Vakfı
Max Ernst: Salvador Dali
Enis Batur ve Murat Gülsoy
Yekta Kopan : Esinlenme ( okumak için tıklayınız)
SİYAH SAYFALAR'da: Bedri Rahmi Eyüboğlu......
EDİTÖRDEN
Plastik sanatlar ekseninde disiplinlerarası işbirliği ve paylaşımın hayati derecedeki önemi ve gerekliliği uzun yıllardan beri üzerinde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Ama bu güne kadar somut ve maddi varlığa dönüşmüş derinlikli teorik bir çalışma yapılmadı. Cey Sanat Plastik sanatlar dergisi olarak ilk sayımızdan itibaren bu oylumu önemsedik ve hassasiyetle bu izlek doğrultusundaki yazınsal ve görsel ürünlere de yer verdik.
Disiplinlerarası paylaşıma Cey Sanat dergisinin nesnel katkısı daha etkin bir biçimde devam edecek.
Dergimizin 3. sayısında, Enis Batur, “esin” sözcüğünün kaynağına bir fotoğraf veya resimde saklanan “karelere” odaklanarak adeta varoluşun soluk alması (inspiration) ve soluk vermesi (expiration) ve varlığın herhangi bir resim-fotoğraf merkezindeki etkinliği ve edilgenliğini birbirinden zor ayırt edebilirliğini irdeliyor, aynanın yuvarlak gözü tam merkezi işaretliyor.
Dosya bölümünde Sayın Tomur Atagök; yıllardan beri tüm varoluşuyla mücadelesini verdiği ve üzerine ciddiyetle gittiği “İstanbul Sanat Müzesi Vakfı” sorunlarını gündeme taşıyor.
Siyah sayfalarımızda değerli Sanatçımız Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kentin duvarları arasından yükselen “çığlığını” dergimizin fotoğraf editörü Tuba Ceylan Yalman’ın merceğinden duyacağız!
Kent kültürü ile uzlaşamayanların onun sanatına yapıtlarına karşı benimsedikleri duyarsızlıkları ve “çirkin” saldırganlığın fotoğraf karelerini izleyeceksiniz!
Ekrem Kahraman; iki sanatçıyı (Van Gogh ve Jackson Pollock) yaşam-sanat ekseninden, derinlikli ve dokunaklı bir anlatım diliyle ve plastik sanatların güncel sorunlarını ele alarak anlatıyor.
Usta sanatçılarımızdan olan Hoca Ali Rıza’yı ölümünün 75. yıl dönümü olan 20 Mart 2005 Pazar günü Kız Kulesi’nde anıyoruz.
CAVİT MUKADDES
“Cey Sanat” tüm avant-garde, yenilikçi düşüncelere, genç yeteneklere, usta sanatçılarımıza, eleştiri alanında ürün veren kalemlere açık bir pencere olarak, Plastik Sanatların tüm disiplinlerine eşit mesafeden seslenmeyi hedefliyor.
Yazılarınız ve görüşleriniz için:
cavitmukaddes@ceyguzelsanatlar.com
SAYI - 2
DOSYA: IMOGA - Istanbul Grafik Sanatlar Müzesi
Enis Batur: Büyük İşler, Küçük İşler...(okumak için tıklayınız)
Tanju Demirci; Troya, Kanatlı Sözler Yurdu

EDİTÖRDEN
Geçtiğimiz ay Plastik Sanatlar alanı oldukça hareketli geçti. Sanat galerilerinin yoğun ve ilgi çekici sergilerinin yanı sıra iki etkinliğe (oluşuma) tanıklık ettik: Art İstanbul (Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması) ve İstanbul Modern'in açılışı. Her iki alanda emek veren tüm yetkili kişileri ve kurumları kutluyoruz, onların başarısı Türk Plastik Sanatlar alanının başarısıdır. Cey sanatın ikinci sayısının dosya konusu genel başlığıyla "Çağdaş Sanat Müzeleri"dir ve bu kapsamda ilk görüşmeyi İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı değerli sanatçımız Süleyman Saim Tekcan ile gerçekleştirdik. İleriki sayılarımızda bu alanın tüm ilgili kurumlarıyla kapsamlı görüşmelerimizi yaşadıkları zorlukları, sorunları ve beklentilerini dergiye yansıtacağız.
Enis Batur, MİRO, retrospektif sergisini yoğun, akıcı ve coşkulu üslubuyla bizlere aktarıyor.
Murat Gülsoy ve Yekta Kopan iki dinamik çalışmayla aramızdalar. Ekrem Kahraman dört farklı sanatçının sanat öyküsünü irdeleyerek Küratörlük kavramını çarpıcı biçimde irdeliyor. Müfit İşler dergimizin birinci sayısında yayımlanan ve plastik sanatlar ortamında teorik tartışmalara vesile olan yazısının devamı niteliğinde olan Merkez ve Çevre kavramlarını irdeliyor. Fatoş Özel, Usta sanatçımız Nazmi Ziya'nın sanat ve hayatına dair bilinmeyen perdeleri aralıyor. Cey Sanat Dergisi yazarlarından Ressam Tanju Demirci'nin 12 Şubat 2005 tarihinde açılacak olan Troya başlıklı resim sergisini Cey galeri-Zekeriyaköy'de izleyebilirsiniz.
CAVİT MUKADDES
cavitmukaddes@ceyguzelsanatlar.com
SAYI - 1
EDİTÖRDEN 
Neden “Cey Sanat?”
“Cey Sanat” dergisi bu ilk sayısıyla Plastik Sanatlar ortamına samimi, sahici ve gerçekçi ilkelerle, kendi oylumunda yol almayı hedefleyerek giriyor. Bugün Türkiye genelinde edebiyat, yazın sanatı alanında toplam 174 adet ( Fanzin Dergiler Hariç ) dergi hayatını sürdürüyor.
Yazın Sanatı alanındaki yetersizliği göz önünde bulundurarak, “Cey Sanat” Plastik Sanatlar Dergisi Cey Güzel Sanatlar Galerisi’nin sponsorluğu ve desteğiyle bu boşluğa yönelik kalıcı bir adım olarak değerlendirilebilir, ve biliyoruz ki bizim çabalarımız bu alanda atılması gereken pek çok adımdan birisidir.
Gerek sanat yapıtı, gerek sanatçı, galeri yöneticileri ve gerekse eleştiri kurumuyla bir bütün olarak, çok önemli bir eğitsel ve kültürel işlevi üslendiklerinin farkındalığından hareket ederek, gerçek sanat eserlerinin nicelik ve nitelik açısından artması, çoğalması, izlenebilmesi, yer çekimi kuvveti gibi yaşamın her evresini, her alanını derinden etkiler. Bu alanda gerçekleştirilen, sonuca ulaştırılan tüm çabalara ilaveten Cey Sanat Dergisi olarak, siz değerli okurlarımızın da katkısıyla Plastik Sanatlar Alanının tüm sorunlarını beraberce paylaşmayı hedefliyoruz.
Bugün Plastik Sanatlar alanında yayın hayatını türlü zorluklarla sürdürmeye çalışan tüm dergileri ve yöneticilerini, galeri yöneticilerini, sanatçıları ve sanatseverleri dayanışma duygusuyla selamlıyor ve tüm alanlarda işbirliğine ve birliktelikten kuvvet doğacağı ilkesine bağımlılığımızı belirtiyoruz.
Bu ilk sayımızın “dosya” bölümünün konuğu Türk resim sanatının duayenlerinden Hocamız Sn.Ferruh Başağa’dır. Canan Yalman’ın ve Fatoş Özel’in kaleminden değerli hocamızın pek bilinmeyen anıları, izlenimleri ve düşüncelerini okuyacağız. Enis Batur, Avni Lifij terekelerinin önemini, akıbetini, kendine özgü ustaca üslubuyla sorguluyor. İstanbul Resim Heykel Müzesi ve bu kapsamdaki “Sorunları”, “Çözüm Yollarını” Prof.Cihat Aral Bey ile bu kurumun Yöneticiliğinden istifa etmeden önce yaptığımız söyleşiyi de bulabilirsiniz. Değerli Felsefeci ve Şairimiz Oruç Aruoba, Ressam Müfit İşler, Ressam Tanju Demirci, Ressam Bahar Kocaman, 2004 Yunus Nadi Edebiyat Ödülleri kapsamında Roman ödülünü kazanan yazar Murat Gülsoy, Prof.Dr.Mine Özmen ve Amerika ( Charleston )’dan aramıza katılan Samet Köse, Selma Akın Girgin, Lütfi Can Yalman, Halim Cillov ve Ceylan Yalman’a “Cey Sanat” Dergisi olarak teşekkür ediyoruz.
Cavit MUKADDES
“Cey Sanat” tüm avant-garde, yenilikçi düşüncelere, genç yeteneklere, usta sanatçılarımıza, eleştiri alanında ürün veren kalemlere açık bir pencere olarak, Plastik Sanatların tüm disiplinlerine eşit mesafeden seslenmeyi hedefliyor.
Yazılarınız ve görüşleriniz için:
cavitmukaddes@ceyguzelsanatlar.com